Çocukken 'Uzay Yolu 1999'u izlerken 1999 yılında insanların dizideki gibi uzayda koloni kuracağını düşünürdüm. Bir gün öğretmenim İnci Denizalp, resim dersinde en çok gitmek istediğimiz yerin resmini çizmemizi istediğinde dizinin uzay aracı 'Kartal'ı çizip burnunu Jüpiter'e doğru resmetmiştim. Öğretmenim; "Belki sen gidemeyeceksin ama bir gün mutlaka gidilecek" demiş, resmimi okul girişindeki ana panoya asmıştı. O gün panoya asılan resim, sadece küçük bir çocuğun hayali değil, insanlığın kaçınılmaz geleceğine dair küçük bir nişaneydi.
'Uzay Yolu 1999'un senaryosu tam anlamıyla henüz gerçekleşmemiş olsa da insanlığın uzayda koloni kurma çalışmaları, yeni maden kaynakları bulma önceliğinde her geçen yıl daha da yol katediyor. İnci Denizalp'in de dediği gibi 'Bir gün mutlaka"...
Temsili fotoğrafİnsanlığın bugün uzaya bakışını anlamak için çok uzak olmayan bir geçmişe, deniz aşırı ilk büyük keşif yolculuklarının başladığı 1419'a gitmek yeterli. Zira; kozmik zaman diliminde 1419, insanlık tarihi için çok eski değil, adeta dün denebilecek bir mesafede...
O dönemde bilinmeze yelken açarak denizlere hâkim olan ülkeler, keşfettikleri yeni topraklarda kurdukları koloniler ve oralardan elde ettikleri madenlerle küresel ticareti egemenliği altına alıp zenginleştikçe zengileşti. Coğrafi keşifler, dünyadaki ekonomik ve askeri güç dengelerini tamamen değiştiren sömürgecilik ve zenginleşme çağını başlattı.
Temsili fotoğrafAMAÇ GALAKTİK LİDERLİK
Bugün uzayda yaşanan yarış da tam olarak bu tarihsel sürecin atmosfer dışındaki bir kopyası. Tek bir farkla; bu kez rota okyanusların ötesindeki topraklar değil, henüz bir sınırı olup - olmadığı bile bilinmeyen uzay boşluğu. Dün gemilerini dalgalarla boğuşturan insanlık, bugün roketlerini yerçekimine karşı fırlatıyor. Amaç ise aynı; yeni kaynaklarla elde edilecek galaktik liderlik... İnsanlığın yeni bir keşif çağı döneminde bu kez hedef; ufuk çizgisi değil, Termosfer ile Ekzosfer katmanlarının kesiştiği yerin ötesi.
AY'DAKİ ANA HEDEF HELYUM-3 İZOTOPU
Yakın gelecekte uzaya hâkim olan ülkeler, küresel ekonominin kural koyucuları olacak. Bu doğrultuda uzay çalışmalarının önceliği, geleceğin küresel pazarında var olma adına evrildi. Örneğin Ay yüzeyinde bolca bulunan Helyum-3 izotopu, geleceğin temiz ve sonsuz enerji kaynağı olarak görülen nükleer füzyon reaktörleri için kusursuz bir yakıt. Bu kaynağı kontrol edebilen ülkeler, geleceğin ekonomisini kontrolü altında tutacak.
ASTEROİT MADENCİLİĞİ BAŞLAYACAK
Dünyadaki sanayileşme ve teknolojik üretim; nadir toprak elementlerine, platin, kobalt ve nikel gibi kısıtlı kaynaklara bağımlı. Dünyadaki kaynaklar sınırlı olduğu için gözler doğal olarak uzaya çevrilmiş durumda. Zira; yakın yörüngemizdeki binlerce asteroit, dünyadaki tüm rezervlerden kat kat daha fazla değerli madene sahip. Asteroidlerin taşıdığı madenler yeryüzüne indirildiğinde küresel ekonominin kuralları baştan belirlenecek. Ayrıca; maden bakımından zengin ülkelere göz dikilip savaş çıkarılmayacak.
Temsili fotoğrafEŞSİZ BİR LABORATUVAR
Uzay ortamının sunduğu iki temel özellik olan yerçekimsiz ortam ve mükemmel vakum, dünyada üretilmesi imkânsız ya da çok maliyetli olan malzemelerin üretimine imkân tanıyor. Yerçekimi olmadığında, erimiş metaller ve camlar moleküler düzeyde mükemmel bir şekilde karışıyor. Bu sayede uzayda üretilen fiber optik kablolar veri iletiminde, yarı iletkenler ise yapay zekâ çiplerinde dünyadakilere kıyasla kat kat yüksek performans gösteriyor. Yerçekimsiz ortam, aynı zamanda 3 boyutlu biyoyazıcılarla yapay organ, doku ve protein kristalleri üretmek için eşsiz bir laboratuvar özelliğiyle de geleceğin teknolojisi için bir hayli önem taşıyor.
DÜNYANIN DENGESİNİ UYDULAR SAĞLIYOR
Aslına bakılırsa uzay çalışmalarının günümüzde de küresel ekonominin kontrol edilmesinde önemli bir rolü bulunuyor. Günümüzde bankacılık işlemlerinden; otonom araçların navigasyonuna, tarım rekoltesi tahminlerinden; lojistik zincirlerinin yönetimine kadar dijital ekonominin tamamı uydulara bağlı. Binlerce uydudan oluşan ağlar, dünyanın en ücra köşesini bile dijital ekonomiye entegre ederek ticaretin sınırlarını tamamen kaldırıyor. Gözlem uydularından gelen anlık veriler; karbon kredisi piyasalarını, sigortacılık risk analizlerini ve küresel emtia ticaretini doğrudan yönlendiriyor. Veriyi elinde tutan ülkeler küresel ticareti yönetiyor.
Dünya yörüngesinde yaklaşık 11.700 uydu bulunuyor.YENİ İCATLARDA BULUNMAYI TEŞVİK EDİYOR
Ayrıca; uzay görevleri, insan sınırlarını zorlayan ekstrem koşullar içerdiği için bilim insanlarını sürekli olarak yeni icatlarda bulunmaya teşvik ediyor. Uzay çalışmaları için geliştirilen teknolojiler, kısa sürede sivil ekonominin en kârlı sektörlerine dönüşüyor. Örneğin günümüzde milyarlarca dolarlık pazar payı olan su arıtma cihazları, dondurulmuş gıdalar, çizilmeyen camlar ve akıllı telefon kameraları tamamen uzay ajanslarının Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkarak günlük yaşamımızda önemli bir yere sahip oldu.
ELZEM UNSURLAR OLACAK
Mars veya Ay kolonileri için geliştirilen kapalı devre dikey tarım teknolojileri, yapay zekâ tabanlı robotik sistemler ve ultra dayanıklı yeni nesil kompozit malzemeler, önümüzdeki yıllarda küresel ekonominin elzem unsurlar haline dönüşecek.
Peki Türkiye, uzay çalışmalarının neresinde bulunuyor?
Türkiye için tam bağımsızlık, ekonomik kalkınma ve küresel arenada söz sahibi bir ülke olma yolunda atılmış kaçınılmaz bir vizyon adımı olan Milli Uzay Programı, ülkemizi geleceğin dünyasına taşıyacak en güçlü kaldıraç misyonuna sahip. Sözün özü; uzay ekonomisinin trilyon dolarlara ulaşacağı öngörülen yakın gelecekte, Türkiye'nin uzay çalışmaları, bir varoluş mücadelesi niteliği taşıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, salı günü düzenlediği kabine toplantısında Türkiye'nin uzay çalışmaları hakkında yeni bir açıklamada bulunarak geleceğin atmosfer dışında olduğunun altını bir kez daha çizdi.
Genç nüfustaki uzay ve teknoloji farkındalığını artıran TEKNOFEST gibi organizasyonlar ve yetiştirilen nitelikli insan kaynağıyla Türkiye'nin göklerdeki istikbâlinin uzayın derinliklerine taşınması ana hedef olarak belirlendi. Uydu teknolojilerindeki yerlileşme hamlelerinden milli uzay programlarına, ilk insanlı uzay misyonundan gelecekteki Ay hedeflerine kadar, uzay çalışmalarında tarihi bir dönüşüm sürecinden geçen Türkiye, son yıllarda attığı kararlı adımlarla, bu küresel yarışta sadece bir gözlemci değil, aktif bir oyuncu olma iradesini ortaya koyuyor.
NEREDEN NEREYE GELİNDİ?
Türkiye'nin uzay çalışmaları, ağırlıklı olarak haberleşme ve gözlem uyduları odaklı başladı. 1994'te fırlatılan TÜRKSAT 1B, ülkemizin bu alandaki ilk somut adımı olurken zaman içerisinde teknoloji transferinden yerli ve milli üretime geçiş hedeflendi.
TUA VE MİLLİ UZAY PROGRAMI
Uzay çalışmalarının tek bir çatı altında, koordineli ve vizyoner bir şekilde yürütülmesi amacıyla 2018'de Türkiye Uzay Ajansı (TUA) kuruldu. TUA'nın kurulmasının önemi, dağınık haldeki uzay çalışmalarının devlet politikası haline gelmesiyle gözler önüne serildi. 2021'de ilan edilen Milli Uzay Programı, Türkiye'nin önümüzdeki döneme ait, Ay araştırmalarından; uzay limanı işletmesine kadar stratejik hedeflerini ortaya koydu.
Örneğin; uydular, uzaya yerli uydularla taşınarak uzay çalışmalarında tam bağımsızlık kazanılacak. Türkiye'nin ROKETSAN ve DeltaV Uzay Teknolojileri liderliğinde hibrit roket motorları ve sıvı yakıtlı fırlatma sistemleri geliştirilerek uzay çalışmalarında tam bağımsızlık kazanma mücadelesi sürüyor. Sonda roketleriyle uzay sınırı kabul edilen Karman Hattı aşılarak kontrollü uçuş testlerinde büyük başarılar elde edildi. Ay araştırma programı olan AYAP ile Ay'a inişler gerçekleştirilerek bilimsel veriler toplanacak ve milli roket motorları derin uzayda test edilecek.
GÖKTÜRK -1BİLSAT ile başlayan süreç, RASAT ve ardından yüksek çözünürlüklü görüntüleme yeteneğine sahip GÖKTÜRK-1 ve GÖKTÜRK-2 ile ilerledi. Bu uydular, Türkiye'nin savunma, tarım, şehircilik ve afet yönetimi gibi alanlarda dışa bağımlılığı önemli ölçüde azalttı. Türkiye'nin haberleşme uydusu serüvenindeki en büyük dönüm noktası TÜRKSAT 6A olmuştur. Tamamen yerli imkânlarla geliştirilen bu uydu sayesinde Türkiye, dünyada kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri oldu.
GÖKTÜRK-2Bunun yanı sıra Türkiye'nin uzay çalışmalarındaki en görünür ve toplumsal motivasyonu en yüksek başarısı, ilk insanlı uzay misyonu oldu. Alper Gezeravcı'nın 19 Ocak 2024'te Uluslararası Uzay İstasyonu'na gönderilmesiyle Türkiye, insanlı uzay görevleri gerçekleştiren ülkeler kulübüne adım attı. Bu misyon sadece sembolik bir ziyaret olmanın çok ötesindeydi. Gezeravcı, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda kaldığı süre boyunca Türk bilim insanları tarafından hazırlanan; genetik, tıp, malzeme bilimi ve biyoteknoloji gibi alanları kapsayan 13 farklı bilimsel deneyi yerçekimsiz ortamda gerçekleştirdi. Bu deneyler, Türkiye'nin uzay bilimlerindeki akademik literatürüne kritik veriler kazandırdı.
Alper GezeravcıTürkiye, uzay çalışmalarındaki kararlılığını, Tuva Cihangir Atasever'in 2024'teki yörünge altı araştırma uçuşuyla pekiştirdi. Atasever, mikro yerçekimi ortamında uzay ortamının insan fizyolojisi üzerindeki etkilerinden; mikro yerçekiminde materyal ve biyolojik örnek davranışlarının gözlemlenmesine kadar 7 bilimsel deney gerçekleştirdi.
Tuva Cihangir Atasever