Sabah işe gitmeden önce koşanlar, akşam işten çıkınca koşanlar, koşu için plan iptal edenler, koşmayı sevdiği parklar için evinden çıkıp yola koyulanlar ve nicesi bugün artık neredeyse hepimiz için normal şeyler. Sosyal medyada paylaşılan videolar ve hikayeler ya da hemen hepimizin arkadaş grubunda bulunan en az bir koşucu sayesinde koşu konusunda koşmasak da bir fikrimiz var. Ancak seneler önce işler böyle değildi.
Bundan yaklaşık 60 yıl önce özellikle ABD’de koşu daha çok atletlerin ve boksörlerin antrenman programlarında var olan bir spor türüydü. Herhangi bir yaş grubundan, sporcu olmayan herhangi sıradan bir insanın hiçbir yere yetişme amacı olmadan sokakta koşması tuhaf bakışlarla karşılaşmasına yol açıyordu.
Bu tuhaf bakışlar toplumun her kesiminde hakimdi. Öyle ki, 1968'de ABD Senatörü Strom Thurmond Güney Carolina’da koşarken bir polis tarafından durduruldu ve "neden koşuyorsunuz" sorusuna cevap vermek zorunda kaldı. Peki kamusal alanda bu kadar garip karşılanan koşu nasıl oldu da yarışçıların antrenmanından çıkıp milyonlarca insanın günlük sporu haline geldi?
HER ŞEY YENİ ZELANDA’DA BAŞLADI
Yeni Zelandalı koşu antrenörü Arthur Lydiard, bugünkü jogging kültürünün temelini atan insandır desek çok da yanlış bir şey yapmayız. Olimpiyat yarışlarında şampiyon olacak seviyede koşucular yetiştiren Lydiard, mesafe koşuya yeni bir bakış açıcı kazandıran fikirlere sahipti. Örneğin, Lydiard'a göre koşuyu elit atlet olmayan hatta koşucu olmayan sıradan insanların sağlığı için de kullanılabilecek bir şey olduğunu savunuyordu.
Lydiard'ın bu fikirleri zaman içinde yayılmaya başladı ve 1960’ların başında "Auckland Joggers’ Club" adında bir koşu kulübü kuruldu. Bugün en popüler aktivite gruplarından olan koşu kulüplerinin ilki gibi düşünebileceğimiz bu kulüpte genç atletlerin yanında orta yaşlı insanlar, hatta kalp sorunları olanlar ya da çok yavaş tempo ile koşanlar bile vardı.
AMERİKALILAR YENİ ZELANDALILARI GÖRÜNCE ŞAŞIRDI
1962’de Yeni Zelanda’yı ziyaret eden University of Oregon atletizm antrenörü Bill Bowerman, Lydiard’ın gruplarında farklı yaşlardan ve atlet olmayan sıradan insanların birlikte koştuğunu görünce ülkesine dönüp aynı fikri Eugene kentinde denemeye çalıştı. Kuracağı kulübe insan çekebilmek için yerel gazeteye ilan verdi. İlanla, kendisini daha sağlıklı hissetmek isteyen insanları üniversitenin sahasına çağırdı.
Bill BowermanBowerman, bu ilanın nelere yol açacağından emin değildi ama daha ilk buluşmaya 200’den fazla kişi gelince işler değişti. Eugene, Bowerman'ın bu hamlesiyle ABD’deki jogging hareketinin doğduğu yerlerden biri olarak kayıtlara geçmeyi başardı. Bu hamleler ile zaman içinde koşu, özel atletizm yeteneği gerektiren bir spor olmaktan çıkarak gündelik egzersiz biçiminde sunulmaya başladı.
KOŞU KULÜBÜ İLE BAŞLADI, KİTAPLA DEVAM ETTİ
Antrenörlerin baş çektiği bu günlük spor olarak koşu akımına kısa sürede doktorlar da katıldı. Bowerman, kardiyolog W. E. Harris ile birlikte 1966’da "Jogging" adında bir kitap hazırladı ve bu kitap ile farklı yaş ve kondisyon seviyelerindeki insanlara koşu-yürüyüş programları önerdiler. Hareketli bir hayat sürmenin sağlıklı olmayı kolaylaştıracağı yönünde bir fikri savunan bu kitap, günlük koşunun ABD genelinde yayılmasına yardımcı etti.
1960'lar başladığında garip karşılanan jogging 1970’lere gelindiğinde artık küçük bir grubun tuhaf alışkanlığı değil yaygın bir moda haline gelmişti. Elbette en büyük patlaması son yıllarda yaşanıyor ancak koşu 1970'li yıllardaki popülasyonla birlikte insanları yıllarca parklara ya da yollara çıkardı; yarışlara katılmaya teşvik etti ve hayatımızın bir parçası haline getirdi.
