İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında gerçekleştirilen ve yaklaşık 18 saat süren ABD-İran görüşmeleri sonrasında kamuoyuna verilen mesajlar iyimser bir tablo ortaya koysa da, müzakerelerin perde arkasından gelen açıklamalar taraflar arasında ciddi yorum farklılıklarının bulunduğunu gösterdi. Özellikle serbest bırakılacak İran varlıklarının nasıl kullanılacağı konusu Washington ile Tahran arasında yeni bir tartışma başlattı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamada Washington’un bazı İran fonlarının serbest bırakılmasına prensipte onay verdiğini ancak bunun müzakere sürecinde kaydedilecek ilerlemeye bağlı olduğunu söyledi. Vance ayrıca bu fonların bir bölümünün Amerikan tarım ürünlerinin satın alınmasında kullanılabileceğini belirterek anlaşmanın ABD’li çiftçiler açısından da ekonomik fayda sağlayacağını savundu.
Başkan Donald Trump da benzer şekilde İran’ın serbest bırakılan fonlarla Amerikan ürünleri satın alacağını ifade etti. Ancak bu açıklamalar kısa süre içerisinde İran tarafından açık şekilde yalanlandı.
Tahran’dan Sert Düzeltme
İran heyetine başkanlık eden Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmeti, mutabakat metninde ABD tarım ürünleri satın alınmasını zorunlu kılan herhangi bir hüküm bulunmadığını açıkladı. İran tarafına göre Washington’un kamuoyuna sunduğu tablo, mutabakatın gerçek içeriğini yansıtmıyor.
Hemmeti, ilk aşamada serbest bırakılması planlanan 6 milyar dolarlık fonun 2023 yılında imzalanan esir takası anlaşmasının koşullarına tabi olduğunu belirterek söz konusu kaynakların yalnızca temel ihtiyaçlar, ilaç ve insani ürünler için kullanılabileceğini söyledi.
İranlı yetkililer ayrıca gelecekte serbest bırakılması planlanan diğer fonların ise yalnızca gıda veya ilaçla sınırlı olmayacağını, yaptırımlar kapsamında olmayan farklı ürünlerin ithalatında da kullanılabileceğini ifade etti. Bu açıklamalar, tarafların mutabakatın ekonomik boyutuna ilişkin birbirinden oldukça farklı beklentilere sahip olduğunu ortaya koydu.
Müzakere Masasından Kalkıldı mı?
Görüşmeler sonrasında ortaya çıkan ikinci önemli çelişki ise İran heyetinin müzakereler sırasında masadan ayrılıp ayrılmadığı konusuyla ilgili oldu.
JD Vance, uluslararası basında yer alan “İran heyeti görüşmeleri terk etti” yönündeki haberlerin tamamen gerçek dışı olduğunu ve müzakerelerin kesintisiz şekilde sürdüğünü söyledi. Amerikan tarafı, görüşmeler boyunca herhangi bir kopuş yaşanmadığını savundu.
Ancak Kalibaf daha sonra yaptığı açıklamada farklı bir tablo çizdi. İranlı yetkiliye göre müzakerelerin son aşamasında Başkan Trump’ın yaptığı sert açıklamalar ve tehdit içeren ifadeler nedeniyle İran heyeti görüşmelere ara verme kararı aldı. Kalibaf, Vance’a mutabakatın ilk maddesinin tarafların birbirlerine yönelik tehdit dilini sonlandırmasını öngördüğünü hatırlattığını söyledi.
Diplomatik çevrelerde bu çelişki, tarafların iç kamuoylarına farklı mesajlar verme ihtiyacından kaynaklanan bir durum olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre Washington görüşmelerin istikrarlı ilerlediği görüntüsünü korumaya çalışırken, Tahran ise müzakere sürecinde taviz vermediğini göstermek istiyor.
Nükleer Dosya Yeniden Masada
Görüşmeler sonrasında en dikkat çekici açıklamalardan biri de nükleer denetim mekanizmalarına ilişkin oldu. JD Vance, İran’ın uluslararası nükleer müfettişlerin yeniden ülkeye girişine onay vermeye hazır olduğunu belirterek nihai anlaşma için güçlü bir temel oluşturulduğunu söyledi.
Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bu açıklamaların da gerçeği tam olarak yansıtmadığını savundu. Bekayi’ye göre İsviçre görüşmelerinde nükleer programın teknik ayrıntıları henüz ele alınmadı ve İran herhangi bir yeni yükümlülük üstlenmedi.
İran tarafı ayrıca daha önce varılan mutabakat hükümlerinin uygulanmasının; savaşın sona erdirilmesi, İran petrol ihracatının devam etmesi ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi şartlara bağlı olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım, Tahran’ın nükleer tavizleri ekonomik kazanımlarla doğrudan ilişkilendirmeye devam ettiğini gösteriyor.
Katar ve Pakistan Devrede
Görüşmeler sırasında Katar ve Pakistan’ın aktif diplomatik rol üstlendiği görüldü. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin paylaştığı fotoğraf, müzakere trafiğinin sabahın ilk saatlerine kadar sürdüğünü ortaya koydu. Fotoğrafta JD Vance’ın bilgisayar başında çalıştığı, arka planda ise Amerikan heyetinin diğer üyelerinin yer aldığı görüldü.
İsviçre Dışişleri Bakanlığı ise tarafların teknik düzeyde görüşmeleri sürdürmeye hazır olduğunu ve yeni tur müzakerelerin kısa süre içinde başlayabileceğini açıkladı. Diplomatik kaynaklara göre taraflar özellikle uygulama takvimi ve doğrulama mekanizmaları üzerinde yoğunlaşacak.
Lübnan ve Hürmüz Dosyası
Müzakerelerin yalnızca İran’ın nükleer programıyla sınırlı olmadığı da ortaya çıktı. Pakistan ve Katar tarafından yayımlanan ortak açıklamada tarafların Lübnan’daki çatışmaların kontrol altına alınması ve küresel enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması konularında da önemli ilerleme kaydettiği belirtildi.
Bölgesel güvenlik uzmanlarına göre Washington ile Tahran arasındaki görüşmeler artık yalnızca nükleer dosyayı değil, Lübnan’dan Körfez’e uzanan geniş bir jeopolitik alanı kapsıyor. Bu nedenle Bürgenstock’taki 18 saatlik görüşmeler, sadece bir nükleer müzakere değil, savaş sonrası Ortadoğu düzeninin nasıl şekilleneceğine ilişkin ilk ciddi pazarlıklardan biri olarak görülüyor.
Ancak ortaya çıkan çelişkili açıklamalar gösteriyor ki; taraflar aynı masada oturmuş olsalar da, hâlâ aynı anlaşmayı okumuyorlar. Washington “ilerleme” derken, Tahran “şartlı taahhüt” diyor. Bu nedenle nihai anlaşmaya giden yolun en büyük sınavı, teknik detaylardan çok tarafların birbirine duyduğu güven olacak gibi görünüyor.
