Metropollerin bitmeyen koşturmacası, trafik çilesi ve sürekli maruz kalınan dijital uyaranlar sadece zamanımızı değil, sağlığımızı da elimizden alıyor.Habertürk'e konuşan Tıp ve Yaşam Tarzı Tıbbı Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz'a göre, metropol hayatı bizi sürekli "savaş veya kaç" modunda tutarak hücresel boyutta yaşlanmamızı hızlandırıyor. Ancak çözümü her şeyi bırakıp Ege'de bir köye yerleşmekte aramak tam olarak doğru değil. Asıl mesele, metropolün tam kalbinde kendi "yavaşlama adacıklarımızı" oluşturabilmek...

TRAFİK = TOKSİK KOKTEYL

Metropollerde ev ile iş arasındaki uzun mesafeler, çalışanların enerjisini henüz güne başlamadan tüketiyor. Bu durumu sağlığa yönelik büyük bir tehdit olarak tanımlayan Dr. Hande Namal Türkyılmaz, uzun trafik saatlerinin bedendeki etkisini şöyle açıkladı: "Birini yavaş yavaş zehirlemek istesem, işiyle evini çok uzak tutarım. Trafikte geçen zaman sadece bir zaman kaybı değil; bizi hareketsiz bırakan, stres seviyemizi yükselten ve sürekli dikkatli olmaya zorlayan tam bir toksik kokteyl."

REKLAM

GÜNE YORGUN BAŞLAMAK, ŞİŞKİNLİK, ANİ DUYGU DEĞİŞİMLERİ İLK SİNYALLER

Sürekli strese maruz kalmanın vücutta ilk olarak kortizol hormonunu yükselttiğine dikkat çeken Dr. Türkyılmaz, bu durumun insülin direncinden bağırsak rahatsızlıklarına kadar pek çok soruna zemin hazırladığını belirtti.

Türkyılmaz, güne yorgun başlamak, yemek sonrası şişkinlik ve ani duygu durum değişimlerinin bedenin verdiği ilk alarmlar arasında yer aldığını söyledi.

HIZLI YAŞAMAK TELOMERLERİMİZİ KISALTIYOR

Şehrin hızı ve uyaran fazlalığı sağlığımızı hedef alıyor. Sürekli dikkat halinde olmanın ve koşturmacanın biyolojik faturasının oldukça ağır olduğunu kaydeden Dr. Türkyılmaz, "DNA'larımızın ucunda yaşam süremizle doğrudan ilişkili olan telomer dediğimiz bölgeler var. Bu hızlı yaşayış biçimi, telomerlerimizi kısaltıyor ve ömrümüzden çalıyor" uyarısında bulundu.

Günde altı saatten az uyumanın bile vücutta 700'den fazla genin farklı okunmasına yol açtığını belirten uzman, epigenetik değişikliklerin günlük seçimlerimizle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor.

TÜRKİYE'NİN SAKİN ŞEHİRLERİ (CITTASLOW)

Dr. Türkyılmaz'a göre şehir planlaması aslında tam bir halk sağlığı meselesi. İhtiyaçlara 15 dakikada yürüyerek ulaşılan, organik gıdaya erişimin olduğu ve bisiklet yollarının bulunduğu "Cittaslow" (Yavaş Şehir) kriterleri, insan biyolojisine en uygun yaşam alanlarını yaratıyor.

Türkiye'nin yavaşlık ve doğallık zenginliği açısından çok şanslı olduğunu belirten Dr. Türkyılmaz, her biri birer şifa merkezi olan yavaş şehirlerimizi şöyle sıraladı:

Ege: Seferihisar (Türkiye'nin ilk yavaş şehri) ve Foça

Marmara: Gökçeada

Karadeniz: Ahşap evleriyle Artvin, Şavşat

Doğu Anadolu: Mor reyhan diyarı Malatya, Arapgir

Güneydoğu Anadolu: Siyah gülüyle ünlü Şanlıurfa, Halfeti

Yaz aylarında artan geçici nüfusun bu yerlerin yavaş şehir unvanını etkilemediğini vurgulayan uzman, organik gıdaya ve yürüyüş alanlarına erişim gibi yapısal temellerin korunduğunun altını çizdi.

ŞEHRİ YAVAŞLATAMIYORSANIZ BUNLARI YAPIN

Şehri yavaşlatmak mümkün olmasa da, günlük rutinde yapılacak küçük değişikliklerle otonom sinir sistemini dengelemenin mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Türkyılmaz'ın günlük hayata entegre edilebilecek üç temel önerisi şöyle:

REKLAM

Sabah güneşiyle sirkadiyen ritmi koruyun: Uyanır uyanmaz ilk yarım saat içinde, dijital ekranlara bakmadan doğrudan doğal güneş ışığı görmek büyük önem taşıyor. Bu basit adım, gece salgılanacak olan melatonin hormonunu ve sirkadiyen ritmi düzenliyor.

4-7-8 nefes tekniğini uygulayın: Stresli anlarda vagus sinirini uyararak vücudu "dinlen ve sindir" moduna geçirmek için basit bir nefes egzersizi yeterli. 4 saniye nefes alıp, 7 saniye tutarak ve 8 saniyede yavaşça vererek yapılan bu pratik, parasempatik sistemi saniyeler içinde aktive ediyor.

Hareket atıştırmalıkları: Uzun süre masa başında çalışanlar için Pomodoro tekniği ile her 50 dakikada bir verilecek 2 dakikalık kısa yürüyüş veya esneme molaları, bedeni hareketsizlikten koruyor.

DİJİTAL GÜN BATIMINA İHTİYACIMIZ VAR

Çalışan sağlığı açısından şirketlere de büyük görevler düşüyor. Dr. Türkyılmaz, esnek çalışma modelleri, ayarlanabilir çalışma masaları ve walking meeting (yürüyerek toplantı) konseptlerinin yaygınlaşması gerektiğini belirterek, ofislerdeki atıştırmalık kültürünün de değişmesi gerektiğini, şekerli ve gazlı içecekler yerine kuruyemiş ve kefir gibi alternatiflerin sunulması gerektiğini söyledi.

Türkyılmaz, uyku saatine de dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, en az iki saat önce ekranlardan uzaklaşılmasını, dijital gün batımı (digital sunset) pratiğinin kaliteli bir dinlenme için şart olduğunu söyledi.

EGE'DE BİR KÖYE YERLEŞMEK KURTULUŞ MU?

Metropol stresinden bunalanların ilk hayali olan "Ege'de bir köye yerleşme" fikri ise her zaman beklenen şifayı getirmiyor. Dr. Hande Namal Türkyılmaz, "Stresimizi, hızımızı yanımızda kolileyip götürdüğümüz sürece sadece hızlı yaşayan bir köylüye dönüşürüz" diye konuştu.

Türkyılmaz, "Bir şeyleri kaçıracağım korkusuyla bütün gün telefona bakıyorsak, hala içimizde bir yerlere yetişme dürtüsü varsa, 'bir an önce yemek yapayım' ya da 'hemen dışarıdan söyleyeyim' fikirleri varsa oradaki denizin kokusu da sizi rahatlatmayacak, yaptığınız yürüyüş de size çok iyi gelmeyecek. O yüzden aslında temel konu bizim bakış açımızı değiştirmek. Var olan koşullar içinde kendi rutinlerimizi oluşturmak. Bizi kurtaracak olan şey gittiğimiz yer değil. Bizim oluşturduğumuz rutinlerimiz" ifadelerini kullandı.