Pentagon’un kararı, yalnızca daha fazla füze satın alınması anlamına gelmiyor; Amerikan savunma sanayisinin uzun süreli ve yüksek yoğunluklu çatışmalara göre yeniden yapılandırılmasını öngören daha geniş bir üretim seferberliğinin parçasını oluşturuyor.
Yeni anlaşmalar, yedi yıllık Çok Yıllı Tedarik sözleşmelerinin önünü açıyor. Washington böylece savunma şirketlerine yıllara yayılan, öngörülebilir ve asgari alım miktarlarıyla desteklenen bir talep garantisi vermeyi planlıyor. Pentagon’un yaklaşımına göre üreticiler, yalnızca mevcut siparişleri karşılamak yerine yeni fabrikalar kurabilecek, mevcut tesislerini modernize edebilecek, nitelikli iş gücünü artırabilecek ve kritik hammaddeleri uzun vadeli anlaşmalarla güvence altına alabilecek. Pentagon’un resmî açıklamasında özellikle motor gövdeleri, arayıcı başlık muhafazaları, füzenin orta gövde bölümleri ve koruyucu kapakların açılmasını sağlayan sistemlerin üretiminin hızlandırılacağı belirtildi.
Patriot üçe, THAAD dörde katlanacak
Planın en dikkat çekici bölümünü üretim hedefleri oluşturuyor. Patriot sisteminde kullanılan PAC-3 MSE önleme füzelerinin yıllık üretim kapasitesinin yaklaşık 600’den 2 bine çıkarılması hedefleniyor. Böylece kapasite yüzde 233 artırılmış olacak. THAAD önleme füzelerinin yıllık üretim kapasitesi ise 96’dan 400’e yükseltilecek. Bu da mevcut kapasitede yüzde 317’lik, başka bir ifadeyle dört kattan fazla bir genişleme anlamına geliyor. Ancak bu rakamlar, füzelerin hemen teslim edileceği anlamına gelmiyor. Amerikan savunma sanayisi analizlerine göre yeni üretim hatlarının tam kapasiteye ulaşması için hedef tarih 2030 olarak belirlenmiş durumda.
Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin (CSIS) değerlendirmesine göre Pentagon’un 2027 mali yılı için PAC-3 MSE talebi, bir önceki yılın 341 füzelik seviyesinden 3 bin 203’e; THAAD talebi ise 37’den 857’ye yükseldi. CSIS, bu artışların Amerikan mühimmat politikalarında Soğuk Savaş sonrasındaki en keskin yön değişikliklerinden birine işaret ettiğini belirtiyor. Ancak aynı analiz, talep edilen füze miktarıyla mevcut üretim kapasitesi arasında büyük bir uçurum bulunduğuna dikkat çekiyor. CSIS’in üretim altyapısı raporuna göre, düşük maliyetli mühimmatlar kısa sürede seri üretime geçirilebilse de PAC-3 MSE ve THAAD gibi yüksek teknoloji gerektiren sistemlerin üretim artışı yıllar alacak.
Kararın arkasında üç cepheli mühimmat baskısı var
Pentagon’u üretim düğmesine basmaya zorlayan temel neden, Amerikan hava savunma mühimmatına aynı anda üç farklı cepheden gelen talep oldu. Ukrayna’nın Rus balistik ve seyir füzelerine karşı Patriot talebi devam ederken, İran kaynaklı füze ve insansız hava aracı saldırıları Orta Doğu’daki Amerikan kuvvetleri ile Körfez ülkelerinin stoklarını baskı altına aldı. Washington aynı zamanda Çin ile yaşanabilecek muhtemel bir çatışma için Hint-Pasifik bölgesindeki üslerini ve lojistik merkezlerini koruyacak yeterli önleme füzesini elinde tutmak istiyor.
Patriot üretiminin yaklaşık yarısının Amerikan müttefikleri ve ortakları için ayrılması, Washington’un karşı karşıya bulunduğu dağıtım sorununu daha da ağırlaştırıyor. Bugün Patriot sistemini kullanan ya da sipariş veren 18’e yakın ülke bulunuyor. CSIS verilerine göre 2020’den bu yana ABD’nin müttefik ve ortakları yaklaşık bin 900 PAC-3 MSE ile 700’den fazla eski nesil Patriot önleme füzesi için sipariş verdi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de THAAD siparişlerinin önemli müşterileri arasında yer alıyor. Bu tablo, üretim artışının yalnızca Amerikan stoklarını doldurmak için değil, yıllara yayılan dış sipariş kuyruğunu eritmek için de gerekli olduğunu gösteriyor.
Amerikan stoklarındaki erime alarm verdi
Amerikan düşünce kuruluşlarının son raporları, üretim kararının arkasındaki asıl baskının stoklardaki hızlı erime olduğunu ortaya koyuyor. Atlantic Council tarafından yayımlanan bir değerlendirmede, İran savaşı sırasında ABD’nin Patriot önleme füzelerinin beşte üçüne, THAAD stoklarının ise yaklaşık yarısına kadar olan bölümünü tüketmiş olabileceği ileri sürüldü. Amerikan yetkilileri bu tahminlerin bir kısmını tartışmalı ve eksik olarak nitelendirse de stokların yeniden doldurulmasının yıllar alacağı konusunda Washington’daki güvenlik çevrelerinde geniş bir görüş birliği bulunuyor. Atlantic Council analizinde, mühimmat açığının yalnızca savaş planlarını değil, Beyaz Saray’ın İran’la yürüttüğü siyasi ve diplomatik hesapları da etkileyebilecek bir seviyeye ulaştığı belirtildi.
CSIS ise mevcut teslimat takvimlerine göre THAAD ve Patriot stoklarının savaş öncesi seviyelerine dönmesinin en az üç yıl sürebileceğini hesaplıyor. 2027 bütçesi kapsamında talep edilen yeni THAAD füzelerinin teslimatlarının 2029 ortasında, büyük PAC-3 MSE siparişlerinin teslimatlarının ise Mayıs 2029 civarında başlaması bekleniyor. Bu nedenle imzalanan anlaşmalar stok krizini kısa vadede ortadan kaldırmayacak; daha çok 2030 sonrasında benzer bir açığın yeniden yaşanmasını engellemeye dönük yapısal bir yatırım niteliği taşıyor. CSIS’in mühimmat stoklarını ele alan raporu, Washington’un önündeki birkaç yılı “stratejik kırılganlık penceresi” olarak tanımlıyor.
Asıl endişe Pasifik cephesinde
Washington’daki savunma çevrelerine göre ABD’nin karşı karşıya bulunduğu asıl stratejik risk, İran ya da Ukrayna cephesinden çok Çin’in füze kapasitesiyle bağlantılı. Heritage Foundation tarafından yayımlanan kapsamlı bir savaş simülasyonunda, ABD’nin elindeki PAC-3 MSE, THAAD, SM-3 ve SM-6 önleme füzelerinin, Çin ile uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir çatışma için ihtiyaç duyulacak toplam miktarın yüzde 10’undan azını oluşturduğu ileri sürüldü. Rapora göre Çin’in Amerikan üslerini balistik ve seyir füzeleriyle yoğun biçimde hedeflemesi halinde, mevcut önleme füzeleri çatışmanın ilk günlerinde tükenebilir.
Bu değerlendirme, Heritage Foundation’ın kendi varsayımlarına dayanan yüksek yoğunluklu savaş modelini yansıtıyor; dolayısıyla Pentagon’un resmî stok tahmini olarak görülmüyor. Ancak raporun ortaya koyduğu temel sorun Washington’daki diğer analizlerle örtüşüyor: ABD’nin Guam, Japonya, Güney Kore ve Pasifik’teki diğer üslerini korurken aynı anda Orta Doğu ve Avrupa’daki yükümlülüklerini sürdürmesi, mevcut üretim kapasitesiyle giderek zorlaşıyor. Heritage Foundation raporu, füze savunma stoklarının yardımcı bir lojistik unsur olmaktan çıktığını ve Amerikan kuvvetlerinin bir çatışmanın ilk günlerinde ayakta kalmasını belirleyen stratejik bir kapasiteye dönüştüğünü savunuyor.
Füze kadar üretim hattı da stratejik hale geldi
Yeni modelin en önemli özelliklerinden biri, savunma şirketlerine uzun vadeli talep konusunda güvence verilmesi. Yedi yıllık çok yıllı satın alma modeli kapsamında yıllık asgari sipariş miktarlarının garanti edilmesi planlanıyor. Böylece şirketler yalnızca mevcut siparişlere göre değil, yıllara yayılan öngörülebilir talebe göre yatırım yapabilecek. General Dynamics ve şirketin alt tedarikçileri iş gücünü genişletebilecek, kritik malzemeleri toplu olarak satın alabilecek, üretim tesislerini modernize edebilecek ve yeni hatlar kurabilecek.
Lockheed Martin, Arkansas eyaletinin Camden kentinde THAAD, PAC-3 ve diğer füze programlarında görev yapacak personelin yetiştirilmesi ve ileri üretim yöntemlerinin kullanılması amacıyla yeni bir “Mühimmat Hızlandırma Merkezi” kuruyor. Şirket, önümüzdeki dönemde Arkansas, Alabama, Florida, Massachusetts ve Teksas’taki 20’den fazla tesisini genişletmeyi ya da modernize etmeyi planlıyor. Böylece üretim artışı yalnızca montaj hattında değil, füzenin motorundan arayıcı başlığına kadar uzanan yüzlerce alt tedarikçiyi kapsayan sanayi zincirinin tamamında gerçekleştirilecek.
Council on Foreign Relations’ın değerlendirmesinde de savunma üretiminin, zincirin en zayıf halkası kadar güçlü olduğuna dikkat çekiliyor. Ana yüklenicinin montaj kapasitesini artırması tek başına yeterli değil; motor, katı yakıt, elektronik devre, arayıcı başlık, özel metal alaşımlar ve patlayıcı maddeler üreten alt tedarikçilerden birinin kapasiteyi yükseltememesi bütün teslimat takvimini geciktirebilir. CFR analizine göre, bütçenin büyütülmesi gerekli olmakla birlikte karmaşık tedarik zincirleri nedeniyle paranın kısa sürede füzeye dönüşmesi mümkün değil.
Milyon dolarlık füzelere karşı ucuz saldırı araçları
Amerikan savunma çevrelerinin tartıştığı bir diğer konu ise saldırı ve savunma sistemleri arasındaki maliyet dengesizliği. Bir PAC-3 sınıfı önleme füzesinin maliyeti yaklaşık 4 milyon dolara, THAAD füzesinin maliyeti ise 10 milyon doların üzerine çıkabiliyor. Buna karşılık İran yapımı tek yönlü saldırı dronlarının maliyeti on binlerce dolar seviyesinde kalıyor. Rakiplerin ucuz dronlar ve füzelerle yoğun saldırılar düzenleyerek pahalı Amerikan önleme füzelerini tüketmeye çalışması, Pentagon açısından yalnızca askerî değil, ekonomik bir yıpratma tehdidi oluşturuyor.
Ancak ABD Kara Harp Okulu bünyesindeki Modern War Institute uzmanları, maliyet hesabının yalnızca saldıran araç ile onu vuran füzenin fiyatı karşılaştırılarak yapılamayacağı uyarısında bulunuyor. Milyonlarca dolarlık bir önleme füzesinin, milyarlarca dolarlık bir radar sistemini, hava üssünü, savaş uçağını ya da yoğun nüfuslu bir şehri koruması halinde ekonomik denklem tamamen değişebiliyor. Modern War Institute analizinde, çözümün Patriot ve THAAD’dan vazgeçmek değil; bu sistemleri ucuz önleyici dronlar, elektronik harp, hava savunma topları ve yönlendirilmiş enerji silahlarıyla destekleyen çok katmanlı bir mimari kurmak olduğu vurgulanıyor.
Washington’un yeni hesabı: Her hedefe aynı füzeyi atma
Pentagon’un üretim stratejisi bu nedenle yalnızca pahalı önleme füzelerinin sayısını artırmaya dayanmıyor. ABD ordusu, balistik füze gibi yüksek öncelikli tehditleri PAC-3 MSE ve THAAD ile karşılamayı; ucuz dronlar ve daha düşük seviyeli tehditler için ise birim maliyeti daha düşük sistemler geliştirmeyi amaçlıyor. CSIS’e göre Pentagon’un 2027 mühimmat talebindeki ürünlerin yaklaşık yüzde 49’unun birim maliyeti 600 bin doların altında bulunuyor. Bu oranın 2031’de yüzde 70’in üzerine çıkarılması planlanıyor. Bu değişiklik, Amerikan cephaneliğinde yalnızca “derinlik”, yani daha fazla mühimmat değil; farklı maliyet ve kabiliyetlere sahip daha geniş bir savunma yelpazesi oluşturulmak istendiğini gösteriyor.
Bu doğrultuda ABD ordusu, İran yapımı Şahid tipi dronlara karşı kullanılmak üzere maliyeti 10 bin doların altında olan binlerce önleyici dron tedarik etmeye başladı. Lockheed Martin de PAC-3 MSE’nin bazı görevlerini daha düşük maliyetle yerine getirecek PAC-3 Adapted Capability Effector adlı yeni bir önleme füzesi üzerinde çalışıyor. Şirket, bu füzenin mevcut PAC-3 MSE’nin yarısından daha düşük maliyetle üretilebileceğini ve 2028’den itibaren üretime alınabileceğini öngörüyor. Böylece pahalı ve sınırlı sayıdaki PAC-3 MSE’lerin balistik füze gibi en tehlikeli hedefler için korunması amaçlanıyor.
Büyük üretim planı Kongre’ye bağlı
Bununla birlikte yedi yıllık çerçeve anlaşmaları, gerekli finansmanın tamamının şimdiden garanti altına alındığı anlamına gelmiyor. Programların finansmanı, Kongre tarafından her yıl kabul edilecek savunma bütçelerine ve ilgili ödeneklere bağlı olacak. CSIS’in hesaplamasına göre 2027 mali yılı için talep edilen 3 bin 203 PAC-3 MSE’nin 2 bin 936’sının, yani yaklaşık yüzde 92’sinin finansmanı Kongre’den geçmesi gereken zorunlu harcama paketlerine dayanıyor. Bu nedenle Pentagon’un açıkladığı üretim hedefleri ile fabrikalardan çıkacak gerçek füze sayısı arasında siyasi ve bütçesel bir belirsizlik bulunuyor.
Yıllık asgari satın alma miktarlarının belirlenmesi yine de savunma şirketlerine gelecekteki talep konusunda önemli bir güvence sağlıyor. Pentagon’un yeni tedarik modeli, yıllık ve parçalı sipariş sisteminin şirketleri büyük yatırım yapmaktan uzaklaştırdığı kabulüne dayanıyor. Çünkü bir savunma şirketinin yeni fabrika kurması, yüzlerce uzman personel istihdam etmesi ve kritik malzemeler için uzun vadeli sözleşmeler imzalaması ancak siparişlerin birkaç yıl devam edeceğinden emin olması halinde ekonomik olarak mümkün hale geliyor.
Yeni cephanelik doktrini
Washington’un hamlesi sonuçta yalnızca daha fazla Patriot ve THAAD füzesi satın alma kararından ibaret değil. ABD, Ukrayna’dan Orta Doğu’ya, Kore Yarımadası’ndan Guam’a kadar genişleyen hava savunma yükümlülüklerini mevcut üretim sistemiyle sürdüremeyeceğini görmüş durumda. Amerikan yönetimi bu nedenle stokları geçici siparişlerle doldurmak yerine, mühimmat üretimini kalıcı ve kesintisiz bir sanayi politikasına dönüştürmeye çalışıyor.
Ancak fabrikaların büyütülmesi, kısa vadeli stok sorununu hemen çözmeyecek. Üretimin tam kapasiteye ulaşmasının 2030’u bulması, Washington’un önümüzdeki birkaç yıl boyunca hangi cepheye kaç füze ayıracağına karar vermek zorunda kalacağını gösteriyor. Ukrayna’ya gönderilen her Patriot, Pasifik için ayrılan stokları; Orta Doğu’da kullanılan her THAAD ise Amerikan ana karası ve müttefikleri için tutulan stratejik rezervi etkileyebilecek.
Yeni dönemin hesabı bu nedenle açık: Füze stokları yetmiyorsa önce fabrikaları büyüt; pahalı füzeleri her hedefe harcamamak için daha ucuz savunma katmanları oluştur; üretim hızını da muhtemel savaşların tüketim hızına yaklaştır. Pentagon’un “özgürlük cephaneliği” adını verdiği yeni modelin başarısı ise imzalanan anlaşmalardan çok, bu anlaşmaların zamanında bütçeye, fabrikaya ve sonunda gerçek önleme füzelerine dönüşüp dönüşmeyeceğiyle ölçülecek.
