Cumhuriyetçi çevreler, yaz aylarında yapılan kamuoyu araştırmalarının geçmişte Demokratların oy oranını sistematik biçimde yüksek gösterdiğini savunuyor. Ancak Washington’daki seçim uzmanlarına göre partinin karşısındaki tehlike yalnızca sekiz eyaletteki anketlerden ibaret değil. Başkan Donald Trump’ın görev onayının düşmesi, Demokrat seçmenlerin sandığa gitme isteğinin Cumhuriyetçilerden yüksek olması, özel seçimlerdeki Demokrat ilerleyişi ve hayat pahalılığının seçmenin temel gündemi haline gelmesi aynı siyasi iklimi işaret ediyor. Başka bir ifadeyle Cumhuriyetçiler anketlerin birkaç puan yanıldığı konusunda haklı çıksa bile, ülke genelindeki siyasi rüzgârın yönü değişmeyebilir.
Anketlerden daha ağır üç gösterge
Cumhuriyetçiler açısından asıl kaygı verici tablo, tek tek Senato anketlerinden çok ulusal göstergelerde ortaya çıkıyor. Ağustos sonunda tamamlanan Reuters/Ipsos araştırmasına göre Trump’ın görev onayı yüzde 33’e kadar geriledi. Bu oran, Trump’ın siyasi kariyerindeki en düşük seviyelerden biri olarak kayıtlara geçti. Araştırmada Demokrat seçmenlerin yüzde 46’sı ara seçimlerde oy kullanma konusunda “çok istekli” olduğunu belirtirken Cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 31’de kaldı. Bağımsız seçmenler arasında Demokrat adaylara oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 36, Cumhuriyetçileri tercih edenlerin oranı ise yüzde 22 olarak ölçüldü.
Aynı araştırmada Amerikalıların yüzde 71’i Trump yönetiminin hayat pahalılığıyla mücadele performansını onaylamadığını söyledi. Üstelik bu gruba Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 40’ı da dahil oldu. Kayıtlara geçen bir diğer kritik değişim ise seçmenin ekonomi konusunda hangi partiye güvendiği sorusunda yaşandı. Reuters/Ipsos verilerine göre Demokratlar yaklaşık on yıldan sonra ilk kez ekonomi politikalarında Cumhuriyetçilerin önüne geçti. Ipsos araştırması, Cumhuriyetçiler açısından sorunun yalnızca aday tercihinden değil; ekonomik memnuniyetsizlik, başkana verilen destek ve seçmen motivasyonu arasındaki birleşmeden kaynaklandığını gösteriyor.
Senato matematiği Cumhuriyetçilerin lehinde, siyasi hava aleyhinde
Cumhuriyetçiler Senato’da 53’e karşı 47 sandalyeyle çoğunluğu ellerinde bulunduruyor. Demokratların kontrolü ele geçirebilmesi için net dört sandalye kazanarak 51’e ulaşması gerekiyor. Üç sandalye kazanmaları halinde Senato 50-50 bölünecek ve eşitliği Cumhuriyetçi Başkan Yardımcısı JD Vance bozacağı için çoğunluk yine Cumhuriyetçilerde kalacak. Bu nedenle Demokratların yalnızca Cumhuriyetçi koltukları hedef alması yetmiyor; Georgia, Michigan ve New Hampshire’daki mevcut sandalyelerini de koruması gerekiyor.
Cook Political Report’un ağustos sonundaki değerlendirmesine göre Alaska, Iowa, Maine, Michigan, Ohio ve Texas yarışları “başa baş” kategorisinde bulunuyor. Georgia, Kuzey Carolina ve New Hampshire ise Demokratlara eğilimli olmakla birlikte rekabetçi kabul ediliyor. Roll Call tarafından aktarılan Cook Political Report haritasına göre, Trump’ın onay oranı bu dokuz eyaletin tamamında negatif bölgede bulunuyor.
Bu matematik Demokratların önündeki yolun hâlâ dar olduğunu gösteriyor. Parti, Georgia, Michigan ve New Hampshire’ı kaybetmeden elinde tutmak; ardından Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kuzey Carolina’yı ve Alaska, Iowa, Maine, Ohio ile Texas’tan en az üçünü kazanmak zorunda. Ancak daha birkaç ay öncesine kadar Demokratların dört Cumhuriyetçi koltuğu birden alması düşük ihtimal kabul edilirken bugün bu eyaletlerin tamamının rekabetçi kategoride bulunması, Washington’daki siyasi havanın ne ölçüde değiştiğini ortaya koyuyor.
Kuzey Carolina ve Georgia’da fark açılıyor
Kuzey Carolina’da Demokratların eski Vali Roy Cooper’ı aday göstermesi partiye önemli bir avantaj sağladı. Eyalet çapında tanınırlığı yüksek olan Cooper, Cumhuriyetçi Michael Whatley karşısında anket ortalamalarında yaklaşık 8 puan önde bulunuyor. Cooper’ın kampanyası, ulusal Demokrat Parti markasından belirli ölçüde uzak durarak ekonomik sorunlar, sağlık hizmetleri ve merkez seçmene ulaşabilecek güvenlik politikaları üzerine kuruluyor. Washington Post’un analizine göre Cooper dahil bazı Demokrat adaylar, Cumhuriyetçilerin “radikal sol” suçlamasını etkisizleştirmek için kendi partileriyle ayrıştıkları konuları reklamlarda özellikle vurguluyor. Bu strateji, seçimleri Trump ile ulusal Demokrat Parti arasında ideolojik bir hesaplaşma olmaktan çıkarıp adayların yerel siciline dayanan bir mücadeleye dönüştürmeyi amaçlıyor.
Georgia’da Demokrat Senatör Jon Ossoff’un Cumhuriyetçi Mike Collins karşısındaki yaklaşık 7,5 puanlık üstünlüğü de Cumhuriyetçiler açısından alarm verici. Georgia son iki başkanlık seçimi ve Senato yarışlarında çok küçük farklarla sonuçlanan bir eyalet olmasına rağmen Ossoff’un görevde olmanın getirdiği tanınırlık, bağış toplama kapasitesi ve Cumhuriyetçi rakibinin yaşadığı tartışmalar Demokratlara avantaj sağlıyor. Bununla birlikte Georgia’da geçmiş seçimlerde son haftalarda yaşanan sert kutuplaşma ve yüksek Cumhuriyetçi katılımı, Ossoff’un mevcut üstünlüğünü güvenli hale getirmiyor.
Texas artık Cumhuriyetçiler için “garanti kasa” değil
Seçim haritasındaki en çarpıcı gelişme Texas’ta yaşanıyor. Demokrat James Talarico’nun Cumhuriyetçi Ken Paxton karşısında küçük bir farkla öne geçmesi, eyaletteki Senato yarışının “Cumhuriyetçilere eğilimli” kategoriden “başa baş” seviyesine indirilmesine neden oldu. University of Texas/Texas Politics Project araştırmasında Talarico yüzde 42, Paxton yüzde 39 oranında destek aldı; seçmenin yüzde 14’ü ise henüz karar vermediğini açıkladı. Texas’ın Cumhuriyetçi kimliği dikkate alındığında Paxton hâlâ güçlü bir yapısal avantaja sahip. Ancak kararsızların yüksekliği ve Demokrat adayın mali üstünlüğü, yarışın artık tek taraflı olmadığını gösteriyor.
Wall Street Journal’ın kampanya finansmanı verilerine göre Talarico yaklaşık 68 milyon dolar toplarken Paxton 9 milyon dolar civarında kaldı. Talarico bu kaynakla eyalet çapında yoğun bir televizyon ve dijital reklam kampanyası başlattı. Wall Street Journal’ın analizine göre, Paxton’ın hakkındaki siyasi ve kişisel tartışmaların geleneksel Cumhuriyetçi bağışçıların bir bölümünü uzaklaştırması Demokratlara normal şartlarda sahip olamayacakları bir fırsat sundu.
Texas’ın ulusal önemi tek bir Senato koltuğuyla sınırlı değil. Cumhuriyetçi stratejistler, eyalette Demokratların kalıcı biçimde rekabetçi hale gelmesinin başkanlık seçimlerindeki bütün Cumhuriyetçi matematiği değiştirebileceğini düşünüyor. Bu nedenle parti, normal şartlarda başka eyaletlere gönderebileceği para, reklam ve saha personelini Texas’ı savunmak için kullanmak zorunda kalabilir. Demokratların Texas’ı kazanamasa bile Cumhuriyetçileri burada yüksek miktarda kaynak harcamaya zorlaması, Alaska, Maine ve Ohio gibi diğer yarışlarda dolaylı bir avantaj yaratabilir.
Ohio’da Sherrod Brown faktörü
Ohio’daki seçim de klasik bir Cumhuriyetçi-Demokrat yarışının ötesinde anlam taşıyor. Demokratların adayı, 2024’te koltuğunu kaybeden eski Senatör Sherrod Brown. Cumhuriyetçilerin adayı ise JD Vance’in başkan yardımcısı olmasının ardından Senato’ya atanan Jon Husted. Brown’ın işçi sendikaları, sanayi kentleri ve ekonomik popülizm üzerinden kurduğu siyasi kimlik, son yıllarda Cumhuriyetçilere yönelen beyaz işçi sınıfı seçmeninin bir bölümünü yeniden Demokratlara çekebilme ihtimali taşıyor.
Brown’ın yaklaşık 2,6 puanlık anket üstünlüğü hata payı içerisinde bulunuyor. Ohio son üç başkanlık seçiminde belirgin biçimde Cumhuriyetçilere yönelmiş olsa da Brown’ın kişisel oy potansiyeli, yarışın ulusal parti tercihlerinden ayrışmasına neden oluyor. Özellikle sanayi, gümrük tarifeleri, sağlık hizmetleri ve hayat pahalılığı üzerinden yürütülecek kampanya, Ohio’yu Trump’ın ekonomik politikaları konusunda önemli bir referanduma dönüştürebilir.
Alaska’da iki “Dan Sullivan” ve sıralı oy denklemi
Alaska’daki yarış ise ülkenin en sıra dışı seçimlerinden birine sahne oluyor. Demokrat eski Temsilciler Meclisi üyesi Mary Peltola, Cumhuriyetçi Senatör Dan S. Sullivan karşısında anketlerde yaklaşık 2 puan önde bulunuyor. Ancak oy pusulasında görevdeki senatörün yanı sıra aynı adı taşıyan emekli öğretmen Daniel J. Sullivan Jr. da yer alacak. Alaska’da uygulanan sıralı tercih sistemi nedeniyle seçmenler adayları tercih sırasına göre işaretliyor ve en düşük oy alan aday elendikçe ikinci tercihler diğer adaylara aktarılıyor.
İsim benzerliğinin Cumhuriyetçi oyları ne ölçüde etkileyeceği belirsiz olsa da görevdeki Sullivan’ın kampanyası bunu ciddi bir risk olarak değerlendiriyor. Demokrat Peltola ise Alaska yerlileri, bağımsız seçmenler ve merkez sağ seçmenlerle kurduğu ilişki sayesinde eyaletin Cumhuriyetçi eğilimine rağmen rekabetçi kalıyor. Associated Press’in Alaska seçim değerlendirmesi, aynı isimli iki adayın genel seçime kalmasının zaten karmaşık olan sıralı oy sistemini daha da öngörülemez hale getirdiğine dikkat çekiyor.
Maine’de Susan Collins bir kez daha siyasi ömrünü savunuyor
Maine’de beş dönemdir görev yapan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins, Demokrat Troy Jackson karşısında yaklaşık 2 puan geride görünüyor. Collins geçmiş seçimlerde anketleri yanıltan ve bağımsız seçmenden yüksek destek alabilen bir aday. 2020’de anket ortalamaları Demokrat Sara Gideon’ı önde gösterirken Collins seçimi 8,6 puan farkla kazanmıştı. Cumhuriyetçilerin “anketler yine yanılıyor” savunmasının en güçlü örneği de bu sonuç.
Ancak 2026 yarışı 2020’den farklı şartlarda yapılıyor. Collins bu kez Yüksek Mahkeme atamaları, kürtaj hakkı, Trump yönetimiyle ilişkisi ve görev süresinin uzunluğu üzerinden eleştiriliyor. Demokrat aday Troy Jackson ise eski bir kereste işçisi, eski Cumhuriyetçi ve eyalet Senatosu başkanlığı yapmış bir siyasetçi olarak Maine’in kırsal ve çalışan sınıf seçmenine ulaşmaya çalışıyor. Collins’in federal bütçeden Maine’e kaynak sağlama yeteneği ve bağımsız siyasetçi imajı önemli avantajlar olsa da ulusal düzeyde Cumhuriyetçilere karşı oluşan tepki, bu kez kişisel markasının önüne geçebilir.
Michigan ve New Hampshire Demokratların savunma hattı
Demokratların Senato’yu kazanabilmesi için yalnızca Cumhuriyetçi koltukları çevirmesi değil, Michigan ve New Hampshire’daki açık koltukları da koruması gerekiyor. Michigan’da Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers arasındaki fark yaklaşık 2 puan seviyesinde. El-Sayed’in Demokrat Parti’nin ilerici kanadından gelmesi, Cumhuriyetçilerin “sosyalist dönüşüm” söylemi için elverişli bir hedef oluşturuyor. Rogers ise eski Kongre üyesi ve deneyimli bir güvenlik politikası siyasetçisi olarak merkez seçmene yöneliyor. Michigan’da otomotiv sektörü, Kanada ile ticaret, Orta Doğu savaşı ve yüksek yaşam maliyetleri yarışın sonucunu belirleyecek başlıklar arasında bulunuyor.
New Hampshire’da ise emekliye ayrılan Demokrat Senatör Jeanne Shaheen’in koltuğu için ön seçimler 8 Eylül’de yapılacak. Demokratlarda Temsilciler Meclisi üyesi Chris Pappas, Cumhuriyetçilerde eski Senatör John E. Sununu öne çıkan isimler. Cook Political Report, anketlerde başa baş bir tablo bulunmasına rağmen eyaleti şimdilik Demokratlara eğilimli olarak değerlendiriyor. New Hampshire’ın geniş bağımsız seçmen kitlesi ve son haftalarda karar değiştirebilen siyasi yapısı, bu koltuğu Demokratlar açısından garanti olmaktan çıkarıyor.
Iowa’daki küçük üstünlük bile güven vermiyor
Cumhuriyetçilerin kritik yarışlar içerisinde anketlerde önde bulunduğu tek eyalet Iowa. Ashley Hinson, Demokrat Josh Turek karşısında yaklaşık 1,4 puan önde. Ancak Cook Political Report’un Iowa’yı da başa baş kategorisine alması, Cumhuriyetçilerin burada dahi rahat olmadığını gösteriyor. Tarım ürünleri, gümrük tarifeleri, Kanada ile ticari gerilimler ve artan üretim maliyetleri, kırsal Cumhuriyetçi seçmenin partiye desteğini etkileyebilecek başlıklar arasında yer alıyor.
Iowa’nın Cumhuriyetçiler açısından bir diğer önemi, para ve saha kaynaklarının dağılımıyla ilgili. Parti yönetiminin Iowa’yı güvenli kabul edememesi, savunulması gereken eyalet sayısını artırıyor. Seçim kampanyalarında yalnızca rakibin önde olduğu yerler değil, kazanma ihtimali bulunan bütün eyaletler aynı reklam ve personel havuzundan pay aldığı için haritanın genişlemesi Cumhuriyetçilerin mali üstünlüğünün etkisini azaltabilir.
“Anketler yine yanılıyor” savunması tamamen temelsiz değil
Cumhuriyetçilerin anketlere yönelik itirazının güçlü bir tarihsel dayanağı bulunuyor. Echelon Insights anket uzmanı Patrick Ruffini’nin incelediği son dört seçim dönemindeki 3 bin 312 Senato araştırması, Demokrat adayların gerçek seçim performansının ortalama 3,7 puan üzerinde gösterildiğini ortaya koyuyor. Yaz aylarında yapılan anketlerde Demokratlar lehine ortalama sapmanın 5,9 puana kadar yükseldiği belirtiliyor. Bu hesap doğru şekilde 2026’ya uygulanırsa Alaska, Maine, Michigan, Ohio, New Hampshire ve Texas’taki mevcut Demokrat üstünlüklerinin önemli bölümü ortadan kalkabilir.
Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Birliği de 2016 ve 2020 seçimlerinde anketlerin Trump’ın desteğini özellikle kritik eyaletlerde düşük ölçtüğünü kabul ediyor. 2024 anketleri 2016 ve 2020’ye göre daha başarılı olsa da Cumhuriyetçi oyları yine bir miktar eksik tahmin etti. Ancak AAPOR’un değerlendirmesi, her seçimin farklı örnekleme ve katılım sorunları oluşturduğunu, önceki seçimin hata yönünün bir sonraki seçimde otomatik olarak tekrarlanacağının varsayılamayacağını vurguluyor.
Cumhuriyetçilerin anket hatası savunmasındaki temel risk burada ortaya çıkıyor. Yaz anketlerinin geçmişte Demokratları yüksek göstermiş olması, 2026’da da bütün yarışların aynı oranda sağa kayacağı anlamına gelmiyor. Nitekim seçim analisti Nate Silver da Demokratların yaz aylarında geçici bir “anket yükselişi” yaşıyor olabileceğini kabul etmekle birlikte bu tarihsel örüntünün mutlaka tekrarlanacağı sonucuna varılamayacağını belirtiyor. Silver’ın değerlendirmesine göre, tahmin modelleri geçmiş anket sapmalarını hesaba katabilir ancak seçmen katılımındaki gerçek değişimi tamamen ortadan kaldıramaz.
Özel seçimler anketlerden bağımsız bir uyarı gönderiyor
Cumhuriyetçiler açısından daha zor açıklanabilecek gösterge, 2025 ve 2026’da yapılan özel seçimlerin sonuçları. Brookings Institution’ın incelemesine göre Cumhuriyetçiler bu dönemde yapılan özel seçimlerin tamamında 2024 performanslarının gerisinde kalırken Demokratlar kendi önceki oy oranlarını yükseltti. Eyalet meclislerinde 12 koltuk Cumhuriyetçilerden Demokratlara geçti; 2025’te Virginia ve New Jersey’deki kazanımlar da eklendiğinde Demokratların ele geçirdiği koltuk sayısı 30’a ulaştı. Aynı dönemde ters yönde, yani Demokratlardan Cumhuriyetçilere geçen koltuk bulunmadı.
Özel seçimlerin katılımı genel seçimlerden çok düşük olduğu için bu sonuçlar doğrudan kasım ayına taşınamaz. Ancak seçim bilimciler bu yarışları, hangi partinin seçmeninin daha istekli olduğunu gösteren erken uyarı sistemi olarak görüyor. Brookings analizinde, Demokratların özel seçimlerde ortalama 4,5 puan daha iyi performans gösterdiği ve Trump oy pusulasında bulunmadığında Cumhuriyetçi seçmenin aynı düzeyde harekete geçirilip geçirilemeyeceğinin belirsiz olduğu belirtiliyor.
Washington Post’un incelediği daha geniş veri setinde de Demokrat adayların 2025 başından bu yana yapılan 110 özel seçimde Kamala Harris’in 2024 performansının ortalama 12,5 puan üzerine çıktığı hesaplandı. Kullanılan seçimler ve karşılaştırma yöntemleri farklı olsa da iki analiz aynı sonuca ulaşıyor: Demokrat seçmen şu anda Cumhuriyetçi seçmenden daha yüksek siyasi motivasyona sahip. Washington Post değerlendirmesi, bu üstünlüğün genel seçimde mutlaka aynı ölçüde tekrarlanmayacağını ancak Cumhuriyetçiler açısından göz ardı edilemeyecek bir işaret olduğunu vurguluyor.
Trump’ın partisi ama Trump’ın olmadığı seçim
Cumhuriyetçilerin karşı karşıya bulunduğu temel çelişki, partinin Trump etrafında hiç olmadığı kadar birleşmesine rağmen Trump’ın oy pusulasında bulunmayacak olması. Brookings Institution’ın araştırmasına göre Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 62’si kendisini artık MAGA hareketinin parçası olarak tanımlıyor. Ancak Trump merkezli seçmenlerle geleneksel Cumhuriyetçiler arasında sandığa gitme motivasyonu bakımından belirgin bir fark bulunuyor. “Önce Trump” diyen Cumhuriyetçilerin yüzde 62’si oy kullanmak için son derece motive olduğunu söylerken “önce parti” diyen Cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 49’a düşüyor.
Ekonomiye ilişkin algı da Cumhuriyetçi tabanın kendi içinde bölündüğünü gösteriyor. MAGA seçmenlerinin yalnızca yüzde 18’i ekonominin kötüleştiğini düşünürken MAGA kimliği taşımayan Cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 65’e ulaşıyor. Bu kesim ekonomik değerlendirmelerinde Cumhuriyetçi tabandan çok bağımsız seçmene yaklaşıyor. Brookings’in MAGA koalisyonu analizine göre, Cumhuriyetçilerin kasımdaki sorunu sadık Trump seçmeninin parti değiştirmesinden çok, Trump’sız bir seçimde sandığa gitmemesi ve Trump’a mesafeli Cumhuriyetçilerin evde kalması olabilir.
Cumhuriyetçilerin en güçlü silahı para
Siyasi rüzgâr Demokratlardan yana görünse de Cumhuriyetçiler seçim kampanyasının son düzlüğüne büyük bir mali üstünlükle giriyor. Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Cumhuriyetçi Ulusal Komite, Cumhuriyetçi Senato Ulusal Komitesi ve Cumhuriyetçi Kongre Ulusal Komitesi temmuz ayını toplam 279 milyon dolar nakitle kapattı. Demokratların aynı düzeydeki üç komitesinin toplam nakdi 136 milyon dolar seviyesinde kalırken yaklaşık 18 milyon dolar borcu bulunuyor. Cumhuriyetçilerin elindeki para iki katından fazla.
Bu üstünlüğün etkisi, kampanyanın son 60 gününde televizyon ve radyo reklamlarına uygulanan indirimli tarifeler konusundaki hukuki mücadelenin sonucuna bağlı olacak. Cumhuriyetçi komiteler, parti kuruluşlarının da adaylarla koordineli reklamlarda en düşük yayın ücretlerinden yararlanabilmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvurdu. Mahkemenin Cumhuriyetçiler lehine karar vermesi halinde partinin mevcut mali üstünlüğü daha fazla reklam satın alma gücüne dönüşebilir.
Elon Musk’ın planladığı yatırım da Cumhuriyetçilerin saha kapasitesini artırabilir. Wall Street Journal’a göre Musk, Cumhuriyetçi seçmeni sandığa götürmek amacıyla en az 100 milyon dolar harcamayı planlıyor. Alaska, Iowa, Maine, Michigan ve Ohio’nun ilk hedefler arasında bulunması bekleniyor. Wall Street Journal’ın haberine göre, yatırım klasik televizyon reklamlarından çok seçmen tespiti, kapı kapı çalışma, dijital hedefleme ve düşük katılımlı Trump seçmenini sandığa taşıma operasyonuna yönlendirilecek.
Cumhuriyetçilerin “sosyalizm” söylemi karşılık bulacak mı?
Parti yönetimi, Trump’ın pusulada olmamasından kaynaklanabilecek motivasyon kaybını Demokratların “radikal sola kaydığı” iddiasıyla telafi etmeye çalışıyor. Cumhuriyetçiler Abdul El-Sayed gibi ilerici adayları, Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin etkisini, göçmenlere yönelik sosyal harcamaları ve vergi artışı iddialarını ulusal kampanyanın merkezine yerleştiriyor. Amaç, seçimi Trump yönetiminin performansı hakkında bir referandum olmaktan çıkarıp Demokrat adayların ideolojik yönelimi hakkında bir tercihe dönüştürmek.
Demokratların cevabı ise kritik eyaletlerde ulusal parti markasından uzaklaşmak. Washington Post’un saha analizine göre Kuzey Carolina, Ohio ve diğer salıncak eyaletlerdeki bazı Demokrat adaylar, güvenlik, polis bütçeleri, sınır politikası ve kamu harcamaları gibi konularda kendi partilerine karşı çıktıkları noktaları öne çıkarıyor. Böylece Cumhuriyetçilerin bütün Demokrat adayları tek bir “sosyalist ayaklanma” başlığı altında toplamasının önüne geçilmeye çalışılıyor.
Bu mücadelede hangi anlatının öne çıkacağını hayat pahalılığı belirleyebilir. Seçmen market, kira, sağlık, enerji ve akaryakıt fiyatlarına odaklandığı sürece ideolojik suçlamaların etkisi sınırlı kalabilir. Buna karşılık Cumhuriyetçiler ekonomik tartışmayı göç, vergi ve kamu harcamalarıyla ilişkilendirmeyi başarırsa Demokratların mevcut anket üstünlüğünü azaltabilir.
İran savaşı ekonomik memnuniyetsizliği büyüttü
İran’la devam eden savaş da ara seçimlerin siyasi ve ekonomik dengelerini değiştirdi. Trump’ın kısa sürede sonuçlanacağını söylediği çatışmanın altı ayı aşması, yönetimin “yeni dış savaşlara girmeme” vaadini tartışmalı hale getirdi. AP-NORC araştırmasına göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi İran savaşının verilen bedele değmediğini düşünüyor. Bu gruba Demokrat ve bağımsız seçmenlerin büyük bölümüyle Cumhuriyetçilerin üçte birinden fazlası dahil.
Savaş nedeniyle enerji ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesi, dış politika tartışmasını doğrudan seçmenin mutfağına taşıdı. Özellikle otomobile bağımlı banliyöler, kırsal kesimler ve sanayi eyaletlerinde benzin fiyatlarının artması Cumhuriyetçi adaylara yönelik tepkiyi büyütebilir. Associated Press’in seçim analizine göre, İran savaşı Cumhuriyetçilerin vergi indirimleri ve ekonomik büyüme üzerinden yürütmek istediği kampanyanın önüne geçerek seçimleri Trump’ın dış politika tercihlerinin referandumuna dönüştürme riski taşıyor.
Tarih de iktidar partisinin karşısında
Brookings Institution’ın 1938’den bu yana yaptığı tarihsel incelemeye göre Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti son 22 ara seçimin 20’sinde Temsilciler Meclisi’nde sandalye kaybetti. İstisnalar, 11 Eylül saldırılarının ardından Başkan George W. Bush’un onayının yüzde 60’ın üzerinde olduğu 2002 seçimi gibi olağanüstü dönemlerde yaşandı. Trump’ın onayının yüzde 33’e gerilediği mevcut atmosfer, Cumhuriyetçilerin tarihsel eğilimi tersine çevirmesini daha da zorlaştırıyor.
Brookings’in ilkbahar değerlendirmesinde Demokratlar genel Kongre tercihi anketlerinde yaklaşık 6 puan öndeydi. Aynı araştırma, bu ulusal kaymanın korunması halinde Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk için ihtiyaç duyduklarından daha fazla sandalye kazanabileceğini hesapladı. Ancak seçim bölgelerinin giderek daha az rekabetçi hale gelmesi nedeniyle 2018’deki 41 sandalyelik “mavi dalga” büyüklüğünde bir sonuç için Demokratların ülke genelinde çok daha yüksek bir oy farkına ulaşması gerekiyor. Brookings’in tarihsel ara seçim analizi, Senato’nun adaylara ve eyaletlere bağlı özel yapısı nedeniyle Temsilciler Meclisi’nden daha zor kazanılacağını da hatırlatıyor.
Cumhuriyetçilerin çıkmazı: Rakamlar yanlış olsa bile yön doğru olabilir
Cumhuriyetçilerin önündeki iki aylık takvim, mevcut tabloyu değiştirmek için tamamen yetersiz değil. Parti büyük mali kaynağını devreye sokabilir, Trump seçmenini sandığa taşıyabilir, Demokrat adayları ideolojik uçlarda gösterebilir ve geçmiş seçimlerde yaşanan anket hatalarının tekrarlanmasından yararlanabilir. Özellikle Alaska, Maine, Michigan, Ohio, New Hampshire ve Texas’taki küçük farkların Cumhuriyetçiler lehine kapanması mümkün.
Ancak Cumhuriyetçilerin “anketler yine yanılıyor” savunması, partinin karşı karşıya bulunduğu bütün göstergeleri açıklamıyor. Trump’ın düşük onayı, Demokratların 15 puanlık katılım isteği üstünlüğü, bağımsız seçmenlerin Demokratlara yönelmesi, özel seçimlerdeki düzenli Cumhuriyetçi kayıplar ve hayat pahalılığı konusundaki memnuniyetsizlik aynı siyasi eğilimi gösteriyor. Bu nedenle anketler Cumhuriyetçileri üç ya da dört puan eksik ölçüyor olsa bile partinin Senato’daki güvenli alanı daralmış durumda.
Seçimin sonucunu nihayetinde Demokratların anketlerde kaç puan önde olduğu değil, Trump’ın adının pusulada bulunmadığı bir seçimde hangi seçmen grubunun sandığa taşınabileceği belirleyecek. Cumhuriyetçilerin parası ve güçlü bir seçim organizasyonu; Demokratların ise siyasi rüzgârı, yüksek seçmen motivasyonu ve iktidar karşıtı tepki avantajı bulunuyor. Washington’daki gerçek kırmızı alarm da burada: Cumhuriyetçiler anketlerin yanlış olduğuna inanabilir, ancak yanlış çıkmasını beklemek tek başına bir seçim stratejisi değil.
